‘’2013-2014 Akademik yılının bahar döneminde Boğaziçi Üniversite’sindeki eğitimime ara vererek bir dönemliğine Erasmus değişim programıyla Brüksel’deki Vrije Universiteit Brussel’a geldim. Erasmus denilince herkesin aklında bambaşka şeyler canlanır bambaşka planları vardır herkesin. Benim hayalimdeki Erasmus döneminin tek bir amacı vardı keşfetmek. Farklı kültürleri, insanları, coğrafyaları keşfetmek. İnsanın yeni limanlara yelken açması demek bir anlamda da merkezinden uzaklaşması, comfort zone’undan dışarı çıkması demek. Çünkü keşfetmek emek isteyen bir iş. Bu nedenle gerek akademik olarak dersler noktasında, gerek insan ilişkileri yönünden, gerekse yaşadığım coğrafya açısından farklılıklara emek vermeye çalıştım bir dönem boyunca. Keşfetmek, tanımak ve anlamak için.

Brüksel çift dilli bir şehir. Yer isimlerinden tutun da, su üzerindeki ambalaja kadar her yerde iki dil ile karşılaşıyorsunuz; Fransızca ve Flamanca. Bu gerçekten benim için yeni bir durumdu, ülkemde böyle bir olgunluğa ne zaman erişilebilir sorusunu sormaktan kendimi alıkoyamadım. Okulum da Flamanca eğitim veren bir kurum. Allah’tan İngilizce dersler bulabildim. İlk bakışta Flamanca tek bir kelime bilmeyen, Fransızca’sı da lisede aldığı temel düzeyde eğitimden ileri gitmeyen birisi için gerçekten korkutucu görünüyor. Dil bilmemenin nasıl kötü hissettirdini ilk defa burada anladım. Karşındaki ile iletişim kuramamanın verdiği sıkıntıyı yaşadım. İlk başlarda kendimi Fransızca öğrenmeye zorladım ve dersler almaya başladım. Fakat bir süre sonra günlük hayatta kendimi Fransızca ile ifade etmekte zorlanınca ben Fransızca ile zorlanacağıma onlar İngilizce ile zorlansın diyerek kolaya kaçmak durumunda kaldım. Bazen kaçış yolunun rahatça ulaşılabilir olması insanın kendisinin önünde büyük bir engel oluşturuyor. ‘’


Oğuzhan Mailmail, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü 4. Sınıf